|
Bir sabah kalkar bakarsınız dağlara doğru. Yeşil gelinliğini giymiş, bulut kümelerinin altında ıssız yamaçları görürsünüz. Size doğru heybetli heybetli bakmaktadırlar. Hani yayla mevsimi gelmiş, göçlerde bir bir yola çıkmıştır. Artık o orman içi dik patika yolları yürüyüp gitmek istersiniz, tıpkı çocukluk yıllarında ineğe geh biçi, koyuna eey hehih dediğiniz günler gelir aklınıza. Ama o dik yolları çıkmaya aklınız kesmez. Yaylaya gitmek o dağların kar kalkmış henüz yeşermemiş kızıl çimenlerini, parça parça kalmış kar kümelerini, kurumuş çimen topuklarını yakından görmek istersiniz. Sonbahar da açan ayeser çiçeğinin yerini alan it keserini, Çilekli burun, Belen ve Yesirin purunda açan saravu çiçeklerini, çıngırikte, gara ormanda, sık fiillikte, pur altında doruk sakızı ettiğiniz yerler geçer gözünüzün önünden.
-
İnceleme Resimleri 1
-
İnceleme Resimleri 2
Yaylaya araba ile gitmek, dönüşü de yürüyerek inmek istersiniz. Kalkar Harşıta iner yaylaya gidecek araba beklersiniz. Hani Harşıt vadi boyu örümcekdan gitmekte ayrı bir zevk ayrı bir heyecan verir size. Bir kamyon bulup bagajına oturup o güzelim ormanları izlemek istersiniz. Ama şansınıza bir minibüs denk gelir ve atlarsınız Doğankentten, çıkarsınız Dandu dere gözünden Kavraz boyu, yayla yolunu tutarsınız. Kavraz da kayalıkların gövdelerine oyulan yolları, şırıl şırıl akan dereleri, sağ tarafınızda akan Kavrazı, kayalıkları örten o güzelim doruk ağaçlarının altında yemiş vermeyi bekleyen çalu çileklerini, yeni yeni açmaya başlamış avu çiçekleri ile yayla engüllerini büyük bir hayranlıkla izleyerek gidersiniz.
Gaya başı (ayıt) ,Naldöken altından geçer, Gara gölün üstünden çıkarsınız Orta oba altı, fidanlama yapılmış tel örgülü olarak karşılar sizi. Dere içinde, yol ve orman ağaçlarından başka bir şey göremezsiniz. Bir obuzdan diğerine geçer, serin ormanda güneş vurmayan dere içi Harmancığa çıkmadan, Depelana dönersiniz. Gara orman Cıngırik giderken ağaç aralıklarından karşı yamaçları görürsünüz. Eski obaya gelmeden Emin Efendi gilin evi yanda iner oturur, çocukluğunuzun su gibi akıp gittiği yerlere, duygularınız kabararak bakarsınız. Kuran mektebinin yerini, mektep de okuyanları ve okutanları, Perşembe günleri amin çığrışılan, cuma günleri yağmur dualarına çıkılıp kurbanların kesildiği ocak yanı, çelik oynadığınız Kelelü düzünü, obanın başına yukarı salınan koyun ve kuzu melemelerini, Gonak gıranını, İstikamı, Gızılcayı, Beleni, Oba yerini, Orta obayı ve gıdı tekip dolaştığınız yerleri hayalinizde canlandırır, yaşadığınız yıllara gidersiniz.
Emin efendigil yandan doğru yürüyerek, obayı dolaşırsınız. Calacıgil`in, ustagil`in, gencagil`in, mecitgil`in, düfdergil`in, alt obaya doğru hatırladığınız evlerin çoğu yoktur artık. Üst obaya doğru yeni evlerin yapılmış olduğunu görürsünüz. Bunlardan biride bekdeş Ahmet lerin evi dir. Bu gezinizde size eşlik eden dayınız oğlu Halil le beraber bekdeş Ahmet’in Ramazana uğrarsınız. Güzel bir soğuk ayrandan sonra dışarı çıktığınızda artık obada çok evlerin boş olduğunu görürsünüz. Biraz ileri geçer Orta obayı izlemeye koyulursunuz ama ortada oba moba olmadığını üzüntüyle izlersiniz. Bir iki evden başka halgumları görürsünüz resimler çekersiniz ağlamaklı ağlamaklı. Hatırası adına ve oralarda yaşamış olanları anma adına. Eski ikiyüzlü beşik örtmesi evleri de göremezsiniz. Kuzular melemiyorlar artık. Ağlayan çocuk sesleri, ora. amet… memet…-gı. ayşa... fadime diye çağıranlarda yok. İnadına ıssız viran ve terk edilmişliğinin yanlızlığını görürsünüz adeta oraların. Oysa kendisine türküler yakıldığı yıllara doğru dalar gidersiniz.
Hey ettim koyunumu alan yayarım alan
Geçtimi yârim burdan yıkılası depelan
Yaylanın soğuk suyu deldi bağrımı deldi
Öperke yanağından saçı ağzıma geldi.
Türküsünü mırıldanarak oluk ayağındaki kahveye varırsınız. Kahve viran, yer ıssız, şırıl şırıl akan sular karşılar sizi akıp giderken. Kahvede tahta oturaklarda oturup çay içtiğiniz eski günleri düşünürsünüz. Hemen öntarafında durmadan yorulmadan akan oluk ayağı çeşmesinden avuç avuç soğuk suyu içerken aklınıza,
Soğuk soğuk suları içtim hep gana gana
Besbelli öleceğem ben böyle yana yana.
Soğuk soğuk sulardan beni itçimi sandın
Dargın dargın bakarken benden geçtimi sandın
Türküsünü söyleyerek 22 yıldır geçmediğiniz dar patika yaya yola, Oluk ayağından girersiniz. Aşağı doğru gelmenin size vermiş olduğu kolaylıkla dişmellü sakardan, muharremin vurulduğu yerden çamur alanına inersiniz. Çamur alanını avuların kapatmış olduğunu yolların ormanlarla kapanma noktasına geldiğini görüsünüz. Mavişin döşemesine yukarı yol kenarlarında ki orman güllerini ve çeelli oluk başına doğru ki o ip dolanmaz gürgenler ile ayıt ağaçlarını keyifle izlersiniz. Çeelli oluk başını aşınca artık o mis gibi yayla kokusunun yerini köy kokusu almaya başlar.
Hani dedikya aşağı doru gelmek kolaydır diye, yaylada üzerinizden çıkarmadığınız ceketinizi çıkarıp omuzunuza alırsınız. Çeelli olukdaki taş duvar yıkılmaya yüz tutmuş çeşmenin başına oturur sofranızı kurarsınız. Domates, salatalık ve peyniri çeşmenin yanında yer içer bir güzel karnınızı doyurursunuz. Suyunuzu içer kalkarsınız, çeşmenin resmini çekerek belki bir daha bu yollardan gelme şansımız olmaz diye. Hani insanın yapmak isteyip de yapamadığı çok şey vardır hayatında. Geçmişte bu yollardan köye kaçışlarınızı, kaçışı başaramayıp yollarda yakalanışınızı, yakalanmadan kaçan arkadaşlarınızı hatırlarsınız. Nelerin şahidi değildir ki yollar.
Yeni yola iner oturur karşı köylere doğru bakarsınız. Molanız bittikten sonra yol boyu henüz olmamış börtlen çileklerini takip ederek Piriçlik (piri-şıh) suyuna inersiniz. Avu çalılarıyla kaplı yolu adeta yarıp biraz genişçe açık alana çıkarak, yiğdin otlarıyla beraber güllüklerin büyümeye başladığını görürsünüz. Dağın ıssızlıklarında döşeme taştan aşağı gölcüveze indiğiniz de ise eskiden çay içtiğiniz micanın kahvesini de bulamazsınız.
Gölcüveze gelince aklınıza bir hikâye gelir. Hayvanlara yük yüklenmiş yaylaya gidilmektedir. Gölcüvezde mola verilip hayvanların yükü yıkılır yemekler yenir, tekrar kalkıp yola devam etmek için hayvanların yüklerinin yüklenmesi gerekmektedir. Fakat kimse yardıma kalkmaz. Bunun üzerine rahmetli mecitoğu Halil dayım arkadaşlar herkes atını çeksin ben atımı vuracağım der. Tabi herkes kalkar atını katırını yükleyip yola devam ederler.
Gölcüvezden aşağı dönünce eski gürgen tepesinin ve gırk örenin yollarını bulamazsınız. Çünkü yolu orman, böğürtlen dikenleri ve çalılar kapatmıştır. Geçtiğiniz her yerdeki hatıralarınızı resimleyerek göğcebelden (balının suyundan) aşağı dereye iner, bahar yağmurlarının ve eriyen kar sularının kükrettiği Harşıt çayının o heybetli akışını oturup soluklanarak seyredersiniz. Ardından karşıya geçmek için yol ararsınız.
Kayıp Şadı köprüsü alamadım resmini
Harşıt çayı götürmüş ayağını izini
Vardı tarihte bile unutulmaz bir yeri
Teleferikle geçtim sormayın gerisini…
|